Latin Amerika Sineması

Kategori : Kültür - Etiketler : - Tarih : 24 Nisan 2013

Sponsorlu bağlantılar
Sponsorlu bağlantılar

Latin Amerika’da sinema XIX. yy’ın sonunda ortaya çıktı, ne var ki az gelişmişlik ve ABD’ye bağımlılık nedeniyle, sessiz sinema döneminden başlayarak yalnızca Arjantin, Meksika veya Brezilya gibi ülkelerde çok düşük sayıda yerel film çevrilebildi.

Bazı filmler ve yönetmenler bu döneme damgasını vurmuştur. Bunlar arasında Arjantin’de Eduardo Martinez ve Ernesto Gunche’nin «Soylu Gojo»su (Noblesse du Goucho, 1915) ve Jose Ferreyra’nın «Ölüm Tangosu» (Tango de la Mort, 1917), Meksika’da, Enrique Rosas’ın, polisiye bir dizi olan «Gri oto»su (1919); Brezilya’da Mario Peixoto’nun avangard filmi olan «Sınır» (Limite, 1929) ile Humberto Mauro’nun tüm filmleri, bu arada «Madenci Kam» da (Sangue Mineiro, 1929) sayılabilir.

Sesli sinemanın ortaya çıkmasıyla birlikte bu ülkelerde, çok popüler türlere dayanan smaî sinema gelişti. Arjantin 1931’de Buenos Aires’te kurduğu iki büyük stüdyo ile bu yarışmayı başlatan ilk ülke oldu. Moglia Barth’ın «Tango»sunun (1933) kazandığı başarı, gözde oyuncusunun şarkıcı Libertad Lamarque olduğu yeni bir türün ilk örneğini oluşturdu. Bu filmin başarısı, o dönemde büyük Carlos Gardel’in başarısına eşit bir başarıydı. Daha kişisel özellik taşıyan eserlere, mesela Lucas Demare’nin «Goşoların Savaşı» (Guerre des gauchos, 1942) gibi iddialı filmlere seyrek rastlanır.

Arjantin’in ürettiği filmlerin yerini kısa sürede, daha 1935’ten başlayarak devlet desteğinden yararlanan Meksika filmleri aldı. 1936’da Fernando de Fuentes müzikli komedi türünü ön plana çıkardı. Bu tür filmler, melodramlarla (ve Pedro Armendariz veya Dolores del Ri gibi gözde oyuncularla birlikte) Ispanyol kökenli tüm halkların beğenisini kazandı. 1943’te Emilio Fernandes ile Gabriel Figueroa’nın [bu yönetmen, Ayzenştayn’ın 1931’de yaptığı Yaşasın Meksika (Que Viva Mexico) filminin estetiğine imzasını atan alıcı yönetmenidir] birlikte gerçekleştirdikleri «Maria Candelaria» Cannes’da birincilik kazandı. 1940’ta 27 olan yıllık film üretimi 1950’de 121 filme yükseldi. Bu yönetmenlerin dışında, yakın gelecekte düşüşe geçecek olan bu sinemaya Luis Bunuel benzersiz yeteneğiyle (özellikle «Unutulmuşlar» [Los Olvidados, 1950]) katkıda bulundu.

Bir büyük dönemeç de 1950-1960 yılları arasında, Latin Amerika’daki bağımsızlık hareketlerine koşut olarak ortaya çıkan «Yeni Sinema»larla gerçekleşti. Arjantin’de «Yeni Sinema»nın (Nuevo Cine) yolu, Leopoldo Torre Nilson’un Melek Evi (La Casa del angel, 1957); ve «Düşüş» (La Caida, 1959) adlı, burjuva değerlerinin sert bir eleştirisini yapan psikolojik dramlarla yüklü iki filmiyle açılmış oldu. 1960’lı yılların sonuna damgasını vuran film ise, Fernando Solanas’ın «Özgürlük Sineması» (Cine Liberación) ile birlikte gizli olarak çektiği anti emperyalist bir protesto filmi olan «Fırınların Saati»dir (La horg de Los Hornos, 1969). Brezilya’da, Nelson Pereira dos Santos’un 1955’te gerçekletirdiği «Rio 40°», 1960’lı yılların «Yeni Sineması»nın (Cinema Novo) en parlak örneklerinden biridir. Glauber Rocha’nın olağanüstü yaratıcı kişiliğinin egemen olduğu bu akım, « Tanrı ve Şeytan Güneş Ülkesinde» (Deus e o Diabo na Terra do Sol, 1964); «Coşan Toprak» (Terra em Transe, 1967) gibi çarpıcı filmlerin yanında, Pereira dos Santos’un «Çorak Hayatlar» (Vidas secas, 1963), Ruy Guerra’nın «Tüfekler» (Os Fuzis, 1964), Carlos Diegues’in «Ganga .Zumba» (1964) gibi önemli filmlerinin yaratılmasına da ortam sağlamıştır.

Öteki ülkelerde de özgün ulusal sinemaların ortaya çıktığını görüyoruz. Mesela, devrimden sonra Küba’da Sinema Enstitüsü’nün kurulması özgün filmlerin yaratılmasına olanak verdi. Bunlar arasında Humberto Solas’ın «Lucia»sı (1968), Guiterrez Alea’nın «Az gelişmişlik Yılları Hatıraları» (Memorias del subdesar- rollo, 1968), Manuel Octavio Gomez’in «İlk Pala Savaşı» (1919) sayılabilir. Bolivya’da da Jorge Sanjines, Keçuvaca olarak, yerli topluluğunu konu alan «Akbabanın Kam» (Yawar Mallku, 1969) adlı hayranlık uyandıran filmini gerçekleştirdi. Şili’de aynı şekilde, Allende’nin kısa iktidar döneminde, Raul Ruiz ve Miguel Rittin gibi yenetekler ortaya çıktı. 1970’li yıllarda diktatörlüklerin geri gelmesi, bu yenilikçi akımı durdurdu.

Ülkelerini terketmek zorunda kalan bazı sinemacılar mesleklerini yabancı ülkelerde sürdürdüler. Bunların arasında, Arjantinli Fernando Salanas (Tangolar: Gardel’in Sürgünü [Tangos: l’exil de Gardel, 1985]) Fransa’da; Şilili Miguel Littin (Alsino ve Kondor [Alsino y el condor, 1983]) ise Meksika’da film yaptılar. Demokrasinin yavaş yavaş geri gelmesi ortaya yeni yeteneklerin çıkmasını, sesini duyurmasını sağladı. Bunlara örnek olarak Brezilya’da Hector Babenco Örümcek Kadının Öpücüğü’nü (Kiss of the Spider Woman, 1985) çevirerek dünya çapında üne kavuştu.

Yorum Yaz
İsim :
Yorum :
Genel
wordpress stat