Geçmişten Günümüze Altın

Cuma, 19 Nisan 2013, 14:49 | Ansiklopedik Bilgiler | 0 Comment |
by admin
Sponsorlu bağlantılar

Altın yalnız en soylu maden değil, aynı zamanda, eski uygarlıklardan hemen hemen çağdaş döneme rastlayan simyaya kadar, bozulmazlığın ve saflığın sembolü olmuştur. İlk para örneği olarak, tarih boyunca mübadelede, ödeme aracı, değerli birikim ve değişim ölçüsü işlevi görmüştür.

Firavunlar ülkesi 1. ve 3. çağlayanlar arasında yer alan zengin yataklarıyla, hiç kuşkusuz, eski zamanların en büyük altın gücü olmuştur; Yeni İmparatorluk döneminde altın o kadar boldu ki, Mısır diplomasisi bunu, Asya politikası için gerekli ittifakları «satın alma»da kullanıyordu.

Mezopotamya’da altın, maden yatağı bulunmamasına rağmen iki nehir arasında yaşayan çeşitli halklar tarafından göz dikilen bir metaldi. Sümerliler, özellikle III. Ur hanedanından olanlar (kral mezarlarında, altından ve lacivert taşından yapılma göz kamaştırıcı eşyalar bulunanlar), değerli metali aramak için, Indus Vadisi’ne kadar gitmekten çekinmemişlerdi. MÖ XIV. yy’da altın, Asurlular ve Babilliler tarafından Mısır’dan getiriliyordu. Daha sonraları, MÖ X. yy’da, Fenikeliler, Îbranîlerle birlikte Ofir’e (bugün Somali) kadar gittiler ve buradan, büyük miktarlarda altın getirdiler; Kitabı Mukaddes’te anlatılan bu uzun deniz yolculuğu, Kral Süleyman’ın (974-934) efsanevî servetini oluşturdu.

MÖ I. bin yıl boyunca, Eski dünya’nın imparatorları, altına sahip olmak için açgözlü bir şekilde çekişti. Nitekim, MÖ 671 yılında, Mısır’a hâkim olan Asur kralı Asarhaddon, buradan önemli miktarlarda altın gasp etti ve hatta beraberinde, tapınakların altın kaplı kapılarını bile getirdi; ama bu zenginlikler Asur’da uzun süre kalmadı, çünkü MÖ 662 yılında, Ninova ve Asur’un yıkılmasından sonra altm, Babil’in eline geçti ve burada, Kitabı Mukaddes’te anlatılanlara göre kral II. Nabukodonosor (605-562), 30 m yüksekliğinde ve 3 m genişliğinde, altından bir heykelini diktirdi.

Ege dünyasında altın boldu; Antikçağ edebiyatı, Truva kralı Priamos’un, Frigya kralı Midas’ın ve diğer birçok kralın zenginliklerine ilişkin efsanelerle doludur. Hepsi altını, Trakya, Makedonya, Truva ve Lidya’daki madenlerden çıkarıyordu. Diğer yandan Egeliler, Karadeniz yoluyla Kafkasya, Altay ve Ural’dan da altın ithal ediyordu. Bu maden yatakları, Perslerin ihtiyacını da karşılıyordu; ancak Persler kendi öz kaynaklarına da sahipti ve özellikle Karamanya’daki (İran platosunun güneyinde, günümüzdeki Kirman yönetim birimi) maden yataklarında, Herodotos’a göre (Oneksikrates’in aktarması) nehirlerin dibinde altın pulları bulunuyordu. Persler çağdaşlarının birçoğu gibi, altını takı yapmak için kullanıyordu, ama VI. yy’da da, Büyük Keyhüsrev, sarı metalden para basarak yemlik yaptı.

O dönemden itibaren, altının para olarak kullanımı yaygınlaştı. Staterlerini (Antikçağ’da gümüş veya altın parayı belirtmek için kullanılan terim) altından bastıran Yunanlılardan sonra sıra, Perslerin dareikoslarıyla Makedonyalıların filipposlarına geldi. Bu yeni kullanım nedeniyle, yeniden değerli metalin ardından koşulmaya başlandı; ekonomik dolaşıma giren altm, bir güç aracı haline geldi. Atmalıların bunu anlamaları, kendi zararlarına oldu; 357 yılında II. Filippos bunları, Trakya’daki Pangaion Dağı’nın zengin maden yataklarından sürdü. Daha atılgan olan Büyük İskender ise, önemli maden yataklarını almak için boşuna çabaladı. Bununla birlikte, Ahemenileri hâkimiyeti altına alan (Issos Savaşı, MÖ 333), Perslerin bütün altınını ele geçirdi. Strabon, Quintus Curtius Rufus ve Plutarkhos’un tanıklığı sayesinde, Büyük İskender’in Persepolis’in veya Susa’nın alınması sırasında ele geçirdiği ganimetin büyüklüğü bilinmektedir (yaklaşık 8 840 t altın ve gümüş); daha sonra hiç bu kadar büyük bir zenginlik tek bir kişinin eline geçmemiştir. 323 yılında, Büyük İskender’in ölümüyle, İlkçağ dünyasından yayılan bu kadar çok altın, Akdeniz ülkelerinin tarihinde ilk defa görülen, gerçek bir enflasyona neden oldu.

Böylece, Antikçağ’ın başlangıcından itibaren Doğu’da olduğu gibi, Batı’da da sarı metalin ardından koşulması, ticareti ve hatta bazen, savaşları alevlendirdi. Altının yarattığı büyük etki, yalnız krallıkların ve imparatorlukların halklarına yönelik değildi; Avrasya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan İskitler de bu metale aynı ilgiyi göstermişti. Gerçekten de, Sibirya ve Karadeniz kıyısı tümülüslerinde yapılan yeni arkeolojik buluntular, umulmadık zenginlikte şaheserlerin gün ışığına çıkarılmasını sağlamıştır. Altay, Ural ve Kuzey Kazakistan yataklarından elde edilen İskit altını, özellikle bozkır hayvanlarını (aslanlar, geyikler, kaplanlar) temsil etmede kullanılıyordu; metal eritilerek, söz konusu hayvanların genel görünümü biçiminde kalıba dökülüyor, sonra da, maden oymacılığı ve kabarol tekniklerine göre işleniyordu.

Sponsorlu bağlantılar
uyari

Wiki Hakkında Yorumlar